Buraya ne umarak gelmiştim ? Aslında burasıyla ilgili hiç bir şey düşünmemiştim. Ne daha iyi ne daha kötü bir yer bekliyordum. Tek eksiğim internet. Onunda olmadığı iyi olmuş olabilir aslında. İnternet olsaydı bu yazı ortaya çıkmayacaktı muhtemelen. Gene de burada yaşadıklarımı yazardım ama bu kadar içten olacağını zannetmiyorum. İnternet iyi bir şey mi kötü mü ? İyi bir şey. Sınırsız bir bilgi, iletişim teknolojisi. Hayatımızdan bir çok şey eksilttiği de bir gerçek.
Eskisi gibi özlem duymuyoruz birbirimize. İnsanlarla eskisi gibi tanışmıyoruz, kaynaşmıyoruz. İlişkiler bile yavanlaştı. Etrafımda o kadar çok insan var ki internnetten birbiriyle can ciğer kuzu sarması olup, gerçekte birbirinin yüzüne bile bakmayan.
Burada internet olsaydı annemi, Burcu'mu bu kadar özlemezdim. Özledim mi hemen arar görürdüm onları. Şimdi ise sabrediyorum. Yarının olmasını bekliyorum. İnternet kafeye gidip onları görmeyi bekliyorum. Bekledikçe özlemim daha da artıyor. Az kaldı ama dönücem yakında. İkisini de kollarıma alıp doya doya öpücem.
İnternet konusundan saptım biraz gerçi ama içimden geldiği gibi yazıyorum. O an ne hissetiysem ne yaşadıysam o.
Geçenlerde "twitter celebrity"si ceriLevis internet üzerinden yapılan bir skype streaming programına çıkmıştı. Çok tuhaf geldi onu görmek. Tweetlerini beğendiğim, güldüğüm ama hiç görmemiş olduğum bir adamı gördüm. Tipi beklediğim gibiydi ya da değildi. Bir karakter yaratmamıştım ona. Avatarındaki fotoğrafto p sadece benim için.
Programı izlediğimde Ömür Özdemir'den soğudum. Konuşma tarzı - yaeı maelı- sohbet sırasında sürekli telefonuyla uğraşması, bir şeyler anlatırken karşısındaki adamı zırt pırt dürtmesi... Yaşantımda yanımda olsa isteyeceğim birisi değil. Yakınımda olsa ne mal bi herif bu ya derim.
ceriLevis karakterini ise seviyorum. Tweetlerini okumaktan zevk alıyorum. Benim için Ömür Özdemir ile ceriLevis ayrı kişiler. Öyle de olmalı bence.
İnternet gerçek yaşantımız olmamalı. Sadece bir aracı olmalı. Ondan bilgileri alıp, kendi beynimizle yorumlayıp, süzüp, işledikten sonra o bilgi değer kazanır. İnternet bir yaşam değil, araçtır.
9 Temmuz 2011 Cumartesi
Bulgaristan Günlükleri - 4 Telefon Konuşması
Pöff bir yağmur eksikti o da başladı. Ah be Elena naptın sen canım ya. Bi kaç tane kalın bi şey getirseydim keşke pöff. Sana o kadar laf ettim gerçi de benim odayı görünce yaşadığım hayal kırıklığını fark ettin üzüldün biraz. Bak ben de onu fark ettim. İlerleyen güzlerden daha yakından tanıdığımda severim seni.
Burcu'm aradın ya şimdi sen beni bu satırları yazarken zaten çok duygulanmıştım bi de sesin de çok kötü gelince tutamadım kendimi pek. Mutsuz olduğumdan dolayı değil yani. Seni çok seviyorum. Büte kalman da salaklığından evet. Salaksın çünkü hiç çalışmadın. Ciddiye almadın sınavı. Aklın başına geldi ama. Sana bir şey söyleyeyim mi ama kızmayacaksın. Ben senin büte kalmana sevindim aslında. Hem bu sayede bu seneyi daha iyi öğreneceksin hem de bu sana ders olacak. İşlerin lay lay lom yürümediğini anlayacaksın. Ah bir çalışsan öyle güzel yaparsın ki soruları ama çalışmıyorsun. Şapsal sevgilim benim.
Burcu'm aradın ya şimdi sen beni bu satırları yazarken zaten çok duygulanmıştım bi de sesin de çok kötü gelince tutamadım kendimi pek. Mutsuz olduğumdan dolayı değil yani. Seni çok seviyorum. Büte kalman da salaklığından evet. Salaksın çünkü hiç çalışmadın. Ciddiye almadın sınavı. Aklın başına geldi ama. Sana bir şey söyleyeyim mi ama kızmayacaksın. Ben senin büte kalmana sevindim aslında. Hem bu sayede bu seneyi daha iyi öğreneceksin hem de bu sana ders olacak. İşlerin lay lay lom yürümediğini anlayacaksın. Ah bir çalışsan öyle güzel yaparsın ki soruları ama çalışmıyorsun. Şapsal sevgilim benim.
Bulgaristan Günlükleri - 3 Anneme
Burcu'ya bu kadar çok şey yazdım diye kıskandın di mi annem :) Gülmeee biliyorum gülüyorsun. Sen hep gül tamam mııı. Hiç bir zaman gözlerinde yaş olmasın. Aha bak yaşardı şimdi. E anne hani hiç yaş olmayacaktı gözlerinde. Beni üzüyorsun ama. Bak benim de gözlerim yaşardı. Seni çok seviyorum biricik annem.
Sana her şey için teşekkür ederim. Beni böyle güzel yetiştirdiğin için - burada kendimi övüyorum - benim için her türlü fedakarlığı yaptığın için çok teşekkür ederim. Senin hakkını asla ödeyemem.
Anneler fedakar derler ya. Bence yanlış bir söylem o. İnsanlar senin gibi bir anne görmemişler ki anneleri fedakar zannediyolar. Onlar da fedakardırlar ama hiç biri senin kadar olamaz. Sen daha bir başkasın. Sen bir meleksin benim güzel annem.
Senden tek bir isteğim var. Artık beni ekisi kadar çok düşünme. Ben kendim idare edebiliyorum. Burada asla yapamayacağım bir odada bile mutluyum, huzurluyum. Biliyorum ki sen de orada mutlusun, huzurlusun. Tüm sevdiklerin yanında sana destek oluyor. Artık sen de bana destek olmayı bırakıp kendi güzel hayatına bak. Sen mutlu, huzurlu, sağlıklı olursan ben daha da iyi olurum. Beni merak etme en. Seni çok seviyorum.
Ama bir de motor ?! :)
Sana her şey için teşekkür ederim. Beni böyle güzel yetiştirdiğin için - burada kendimi övüyorum - benim için her türlü fedakarlığı yaptığın için çok teşekkür ederim. Senin hakkını asla ödeyemem.
Anneler fedakar derler ya. Bence yanlış bir söylem o. İnsanlar senin gibi bir anne görmemişler ki anneleri fedakar zannediyolar. Onlar da fedakardırlar ama hiç biri senin kadar olamaz. Sen daha bir başkasın. Sen bir meleksin benim güzel annem.
Senden tek bir isteğim var. Artık beni ekisi kadar çok düşünme. Ben kendim idare edebiliyorum. Burada asla yapamayacağım bir odada bile mutluyum, huzurluyum. Biliyorum ki sen de orada mutlusun, huzurlusun. Tüm sevdiklerin yanında sana destek oluyor. Artık sen de bana destek olmayı bırakıp kendi güzel hayatına bak. Sen mutlu, huzurlu, sağlıklı olursan ben daha da iyi olurum. Beni merak etme en. Seni çok seviyorum.
Ama bir de motor ?! :)
Bulgaristan Günlükleri - 2 Burcu'ya
Burcu'mmm.. Seni nasıl özledim var ya anlatamam. Senin o tüm içtenliğinle kıkırdamalarını, aşkım deyip sarılmanı, tatlı tatlı konuşmanı özledim. Şimdi burada olsan keşke sarılsam, öpsem, koklasam. Herşeyim benim, canım. Sen yanımda olunca kendimi çok güçlü hissediyorum. Hep yanımda ol destekle beni. Elimden tut, hiç bir zaman bırakma.
Ha bir de güzelce ders çalış. Bütünlemede geçersin güveniyorum sana. Ben sana demiştim demeyi çok sevdiğimi bilirsin. Şimdi de diyorum ki sana. Eğer güzelce çalışırsan, konuları öğrenirsen o sınav vız gelir sana. Seninle el ele olup tüm zorlukları atlatacağız. Ayrıca ben sana o çalışmayla büte kalırsın diye en baştan söylemiştim hıh.
Şu anda bunları okuduğunu hayal ediyorum da ne güzel gülümsüyorsun sen öle. Gözlerin ışıl ışıl. Gözlerin bana bu kadar uzaktayken bile pırıl pırıl parlıyor, görüyorum.
Seni çok seviyorum sevgilim.
Ha bir de güzelce ders çalış. Bütünlemede geçersin güveniyorum sana. Ben sana demiştim demeyi çok sevdiğimi bilirsin. Şimdi de diyorum ki sana. Eğer güzelce çalışırsan, konuları öğrenirsen o sınav vız gelir sana. Seninle el ele olup tüm zorlukları atlatacağız. Ayrıca ben sana o çalışmayla büte kalırsın diye en baştan söylemiştim hıh.
Şu anda bunları okuduğunu hayal ediyorum da ne güzel gülümsüyorsun sen öle. Gözlerin ışıl ışıl. Gözlerin bana bu kadar uzaktayken bile pırıl pırıl parlıyor, görüyorum.
Seni çok seviyorum sevgilim.
Bulgaristan Günlükleri - 1 İlk İzlenimler
01.07.2011
Bugün tatilimin ilk günü. İzmir'den 8.10 uçağıyla yola çıktım. Önce İstanbul sonra Sofya. Begüm ile aynı uçaktaydık. Keyifli bir yolculuk oldu. Ancak bu keyif Sofya'ya varıp CP(Contact Person)lerimizle tanışıncaya kadar sürdü.
Elena çok soğuk biri. Biz Türkler ne kadar sıcak kanlıymışız yahu. Kız kalacağım yurda bıraktı sonra ne halin varsa gör dedi resmen. Lokum aldıydım ona halbuki ama lokum gibi insan değilmiş neyse önemli değil. Lokumları ben yerim. Açlıktan ölüyorum zaten.
Burası çok eski. Her şeyiyle eski. Binalar dökülüyor. Arabalar eski model. 5-10 sene geriden geliyor sanki burası. Ah şu yurdun bir de interneti olsaydı. Yurt rahatsız, pis ancak alışılmayacak gibi değil. Yurda alışırım alışmasına ama internetsizlik beni öldürecek.
Telefonla konuşmanın dakikası 6 TL, onlar beni ararlarsa 2 TL. Kredi kartının limiti dolmaz umarım da bir de telefondan mahrum kalmam.
Elena Pazartesi günü Macarların geleceğini söyledi. 3 gün boyunca ben burada tek başıma ne yapacağım ya.
Köşede bir tane dönerci buldum. Çok sıkılırsam oraya gider. Abi kolay gelsin diye muhabbet başlar, konuya girerim. Oradan Sofya'daki tüm Türkleri bulur, Sofya'nın kralı olurum. Sofia'dan İstanbul'a kanal açar adına da Çılgın Balkan Projesi koyarım.
Bulgar ticaretine gireyim diyorum. Değişik değişik kadınlar bulup götüreyim Türkiye'ye. Burdaki tipler çok garip ve sexy lan. Her türlü giderleri olur Türkiye'de. Türkiye'de herkes "Nefes alsın yeter, kıpraşıyorsa süper!" modunda zaten. Kesin tutar bu iş.
İnternete bağlanma çabalarım sürüyor bir yandan. Burada bir kaç tane wireless var. Şifrelerine bir şey uyduruyorum ama hiç biri olmuyor. Zor şifre koymuş piçler.
Ha bi de tuvalette götümüzü yıkamak için su çıkan bir şey var ya o burada yok. Peçeteye silmek zorunda kaldım. İğrençti lan. Bunu neden yazıp paylaştım ben de bilmiyorum.
Burcu aradı sınav sonuçlarını haber verdi. 66yla geçmişim ama tam sevinemedim. Benim güzel kuzum bütünlemeye kalmış. Çok kötü ağlıyordu kıyamam. Onu öyle duyunca hemen ilk uçağa atlayıp Türkiye'ye dönesim geldi.
Bu 2 gün şöyle bir dolaşır, pazartesi de Elena'ya verdiğim 50 euroyu da alır dönerim.
Napcam lan ben burada bu kadar zaman tek başıma. Lan pezevenkler bari internet olsaydı.
Aşağıda DVD kiralama yeri gibi bir yer varbi oraya sorayım bakayım internete nasıl bağlanabilirim.
Ha bi de anneler candır. Onlar ne derlerse yapın. Tuvalet kağıdı yoktur dedi yok :)
Bi de yanıma bu kadar eşya almasaydım iyiydi. 8 kg fazla bavul için 88 lira öddedim. Bir yerinde patlar o kadar para inş. Ali Sabancı. Cık cık ayıp. Yapma bunu bana bir daha.
İnternet kafe bulmak için dışarıya çıktım. Hem de bir şeyler yemek için. O bulduğum dönerciye gittim. Türkçe konuşuyordu adam ama gene de pek anlaşamadık.
Bir tane internet kafe buldum ama kapalıymış :(
Odamda wireless'ı çeken bir mekan var. Şifresini öğrenebilmek için oraya gittim ama vermedi pezevenkler. Oturdum bi bira içiyordum. Bir baktım yan masadakiler Türk. Hemen sokuldum onlara, muhabbeti kurdum. Bana internet kafe, yemek yenecek yer, Türklerin takıldığı yerleri gösterdiler. Sağolsunlar çok yardımcı oldular. Telefon numaralarını aldım bir sorun olursa onları arayacağım.
Ha bi de burada adım başı dönerci var. Casinolar, diskolar. Gece hayatı pek hareketli gibi de tek başıma çıkmaya cesaret edemiyorum. Yurda da gece en son kaçta giriliyor bilmiyorum. Kapıdakiler de Bulgarca'dan başka şey bilmiyorlar derdimi anlatamıyorum onlara.
Tabelaların hepsi Bulgarca o çok sinir bozucu. Hiç bir şey anlamıyorum.
Bugün bir tane hamburgerciye gittim, burger and cola dedim, kadın anlamadı, cıks cıks dedi, salak karı dedim çıktım gittim.
Buradaki Türkler, burdaki insanların Türklere çok alışkın olduğunu söylüyor. Halkın çoğu Türkçe biliyormuş. İngilizce Türkçe bir şekilde anlaşacağım artık.
Hava çok soğuk. Bi de salak Elena bana hava sıcak dediydi. Soğuk karı alışmış tabi soğuğa bu hava sıcak gelir tabi ona. Götüm dondu lan.
Macarlar gelecekmiş pazartesi günü. İnşallah anlaşırım onlarla da buradaki günlerime bir renk gelir. Plevne'ye ya da Varna'ya mı gitsem. Yarın faceten Begüm'e bir mesaj atayım da bi numarasını alayım. Burada sıkıntıdan patlarsam giderim oralara. Buradan daha sıkıntıdan patlarsam giderim belki orası daha güzeldir.
Eve dönmek istiyorum ya da daha insancıl, interneti olan, temiz bir yerde olabilseydim bu kadar sıkılmazdım heralde.
Bunları da yazmak iyi oluyor. Hem burada yaşadıklarımı unutmamış olurum hem de sohbet edecek birisi var sanki. Dinleyenden çok anlatan birisi olmak da güzelmiş. Ben pek bir şey anlatmıyorum ya anlatmak istiyorum bazen ama pek içimden gelmiyor. Sadece kendimle paylaşmak istiyorum sanki.
Yukarıdan gacur gucur sesler geliyor yahu az yavaş olun. Daha bu saatte başlanır mı. Olan var olmayan var. Odadaki yatakların da bel kısmı çökmüş zaten. Burada iyi çalışmışlar belli. Kız erkek karışık yurt bu arada onu yazmayı unutmuşum.
Tek eksiğim internet o da olsaydı çok güzel bir hafta geçirebilirdim. Umarım hastanede vardır.
Bugün tatilimin ilk günü. İzmir'den 8.10 uçağıyla yola çıktım. Önce İstanbul sonra Sofya. Begüm ile aynı uçaktaydık. Keyifli bir yolculuk oldu. Ancak bu keyif Sofya'ya varıp CP(Contact Person)lerimizle tanışıncaya kadar sürdü.
Elena çok soğuk biri. Biz Türkler ne kadar sıcak kanlıymışız yahu. Kız kalacağım yurda bıraktı sonra ne halin varsa gör dedi resmen. Lokum aldıydım ona halbuki ama lokum gibi insan değilmiş neyse önemli değil. Lokumları ben yerim. Açlıktan ölüyorum zaten.
Burası çok eski. Her şeyiyle eski. Binalar dökülüyor. Arabalar eski model. 5-10 sene geriden geliyor sanki burası. Ah şu yurdun bir de interneti olsaydı. Yurt rahatsız, pis ancak alışılmayacak gibi değil. Yurda alışırım alışmasına ama internetsizlik beni öldürecek.
Telefonla konuşmanın dakikası 6 TL, onlar beni ararlarsa 2 TL. Kredi kartının limiti dolmaz umarım da bir de telefondan mahrum kalmam.
Elena Pazartesi günü Macarların geleceğini söyledi. 3 gün boyunca ben burada tek başıma ne yapacağım ya.
Köşede bir tane dönerci buldum. Çok sıkılırsam oraya gider. Abi kolay gelsin diye muhabbet başlar, konuya girerim. Oradan Sofya'daki tüm Türkleri bulur, Sofya'nın kralı olurum. Sofia'dan İstanbul'a kanal açar adına da Çılgın Balkan Projesi koyarım.
Bulgar ticaretine gireyim diyorum. Değişik değişik kadınlar bulup götüreyim Türkiye'ye. Burdaki tipler çok garip ve sexy lan. Her türlü giderleri olur Türkiye'de. Türkiye'de herkes "Nefes alsın yeter, kıpraşıyorsa süper!" modunda zaten. Kesin tutar bu iş.
İnternete bağlanma çabalarım sürüyor bir yandan. Burada bir kaç tane wireless var. Şifrelerine bir şey uyduruyorum ama hiç biri olmuyor. Zor şifre koymuş piçler.
Ha bi de tuvalette götümüzü yıkamak için su çıkan bir şey var ya o burada yok. Peçeteye silmek zorunda kaldım. İğrençti lan. Bunu neden yazıp paylaştım ben de bilmiyorum.
Burcu aradı sınav sonuçlarını haber verdi. 66yla geçmişim ama tam sevinemedim. Benim güzel kuzum bütünlemeye kalmış. Çok kötü ağlıyordu kıyamam. Onu öyle duyunca hemen ilk uçağa atlayıp Türkiye'ye dönesim geldi.
Bu 2 gün şöyle bir dolaşır, pazartesi de Elena'ya verdiğim 50 euroyu da alır dönerim.
Napcam lan ben burada bu kadar zaman tek başıma. Lan pezevenkler bari internet olsaydı.
Aşağıda DVD kiralama yeri gibi bir yer varbi oraya sorayım bakayım internete nasıl bağlanabilirim.
Ha bi de anneler candır. Onlar ne derlerse yapın. Tuvalet kağıdı yoktur dedi yok :)
Bi de yanıma bu kadar eşya almasaydım iyiydi. 8 kg fazla bavul için 88 lira öddedim. Bir yerinde patlar o kadar para inş. Ali Sabancı. Cık cık ayıp. Yapma bunu bana bir daha.
İnternet kafe bulmak için dışarıya çıktım. Hem de bir şeyler yemek için. O bulduğum dönerciye gittim. Türkçe konuşuyordu adam ama gene de pek anlaşamadık.
Bir tane internet kafe buldum ama kapalıymış :(
Odamda wireless'ı çeken bir mekan var. Şifresini öğrenebilmek için oraya gittim ama vermedi pezevenkler. Oturdum bi bira içiyordum. Bir baktım yan masadakiler Türk. Hemen sokuldum onlara, muhabbeti kurdum. Bana internet kafe, yemek yenecek yer, Türklerin takıldığı yerleri gösterdiler. Sağolsunlar çok yardımcı oldular. Telefon numaralarını aldım bir sorun olursa onları arayacağım.
Ha bi de burada adım başı dönerci var. Casinolar, diskolar. Gece hayatı pek hareketli gibi de tek başıma çıkmaya cesaret edemiyorum. Yurda da gece en son kaçta giriliyor bilmiyorum. Kapıdakiler de Bulgarca'dan başka şey bilmiyorlar derdimi anlatamıyorum onlara.
Tabelaların hepsi Bulgarca o çok sinir bozucu. Hiç bir şey anlamıyorum.
Bugün bir tane hamburgerciye gittim, burger and cola dedim, kadın anlamadı, cıks cıks dedi, salak karı dedim çıktım gittim.
Buradaki Türkler, burdaki insanların Türklere çok alışkın olduğunu söylüyor. Halkın çoğu Türkçe biliyormuş. İngilizce Türkçe bir şekilde anlaşacağım artık.
Hava çok soğuk. Bi de salak Elena bana hava sıcak dediydi. Soğuk karı alışmış tabi soğuğa bu hava sıcak gelir tabi ona. Götüm dondu lan.
Macarlar gelecekmiş pazartesi günü. İnşallah anlaşırım onlarla da buradaki günlerime bir renk gelir. Plevne'ye ya da Varna'ya mı gitsem. Yarın faceten Begüm'e bir mesaj atayım da bi numarasını alayım. Burada sıkıntıdan patlarsam giderim oralara. Buradan daha sıkıntıdan patlarsam giderim belki orası daha güzeldir.
Eve dönmek istiyorum ya da daha insancıl, interneti olan, temiz bir yerde olabilseydim bu kadar sıkılmazdım heralde.
Bunları da yazmak iyi oluyor. Hem burada yaşadıklarımı unutmamış olurum hem de sohbet edecek birisi var sanki. Dinleyenden çok anlatan birisi olmak da güzelmiş. Ben pek bir şey anlatmıyorum ya anlatmak istiyorum bazen ama pek içimden gelmiyor. Sadece kendimle paylaşmak istiyorum sanki.
Yukarıdan gacur gucur sesler geliyor yahu az yavaş olun. Daha bu saatte başlanır mı. Olan var olmayan var. Odadaki yatakların da bel kısmı çökmüş zaten. Burada iyi çalışmışlar belli. Kız erkek karışık yurt bu arada onu yazmayı unutmuşum.
Tek eksiğim internet o da olsaydı çok güzel bir hafta geçirebilirdim. Umarım hastanede vardır.
8 Temmuz 2011 Cuma
Bulgaristan Günlükleri
Az sonra yazmaya başlayacağım yazıları Bulgaristan'da yazdım. Orada internetim olmadığı için buraya şimdi aktarmaya başlıyorum. Yazı biraz uzun olduğu ve kısmen konu konu olduğu için, hem okuma kolaylığı olsun diye hem de daha sonra bunları okuyacağım zaman neyi nerde arayacağımı daha rahat bilmek için, yazıyı ayrı ayrı başlıklar altında yazacağım.
25 Mayıs 2011 Çarşamba
Sefiller ve Victor Hugo
Sefiller
(Victor Hugo)
Sayfa Sayısı: 347
Yayınevi: Sis Yayıncılık
Victor Hugo (26 Şubat 1802 – 22 Mayıs 1885)
26 Şubat 1802’de Fransa’da doğdu. Genç yaşta edebiyatla ilgilenmeye başladı romantizm akımının öncülerindendir. İmparatorluğa karşı mücadele veren bir cumhuriyetçidir. Cumhuriyetin ilanından sonra parlamento üyeliğine seçilmiş, Napoleon’un darbesinden sonra sürgüne gönderilmiş, en önemli eserlerinden olan “Sefiller”i burada yazmıştır. Sürgün yıllarından sonra yeniden aktif siyasetle ilgilendi.
22 Mayıs 1885 yılında “ Tanrıya inanıyorum, ahrete inanıyorum, fakat hiçbir kilise papazını yanımda istemiyorum. Beni seven bütün dünya insanlarının gönülden dualarını bekliyorum. Bu benim için kafidir” sözleriyle hayata gözlerini yummuştur.
“Notre Dame’ın Kamburu” bir diğer önemli eseridir.
Sefiller
Jan Valjean bir somon ekmek çaldığı için beş sene kürek cezasına çarptırılmış bir mahkumdur. Cezasını çekerken kaçtığı için cezası ondokuz yıla çıkmıştır. Cezası tamamlanınca kürek mahkumu olduğunu gösterir bir belgeyle salıverilmiştir. Bu belge yüzünden herkes ona kötü davranmak da namusuyla para kazanmasını engellemektedir.
Jan Valjean bir piskoposun evine sığınır. Evden ayrılırken iki tane gümüş şamdan çalar. Jan Valjean kaçarken yakalanır ancak piskopos şikayetçi olmaz şamdanları ona hediye eder ve namusuyla para kazanmasını tembihler. Bu olay Jan Valjean için dönüm noktası olmuştur.
Madeleine adıyla iş hayatına atılır, zengin olur Belediye Başkanı olur. Herkesin parmakla gösterdiği, iyiliği ve cömertliğiyle örnek bir insandır “Baba Madeleine”.
Javert çalışkan işine tutkuyla bağlı bir polis müfettişi; Baba Madeleine’in azılı kaçak Jan Valjean olduğundan şüphelenmektedir; ancak bu sırada bir başkası Jan Valjean diye tutuklanmıştır. Gerçek Jan Valjean ise insanın yok yere ceza çekmesine dayanamamış ve gerçek kimliğini açıklamıştır.
Jan Valjean hapse girmiş; ancak bir zaman sonra kaçmayı başarmış. Sakladığı hazinesini ve daha önceden annesi tarafından kendisine emanet edilen küçük Cossette’i de bakıcı - ona çok kötü davranan- ailesinin yanından alarak bir manastıra sığınmıştır. Bir süre kaçak hayat süren, Jan Valjean ve kızı Cossette mutlu bir şekilde yaşarken, Cossette büyümüş, genç ve güzel bir kız olmuştur. Marius adlı bir üniversite öğrencisiyle aşk yaşamaya başlamıştır. Jan Valjean ilk başta bu ilişkiyi istemese de kızının hüzünlü görmeye dayanamamış, kızını mutlu etmek için bu ilişkiye onay vermiş; Marius’u koruyup kollamıştır.
O yıllarda ihtilal başlamış, Marius da ihtilalci cumhuriyetçilerin tarafındadır. İhtilal sırasında yaşanan çatışmalardan birinde polis müfettişi Jevert cumhuriyetçi ihtilalcilere esir düşmüş idam edilecektir. Jan Valjean, Javert’i kurtarır. Javert, Jan Valjean’ı tutuklayacaktır ama ona duyduğu minnet ile onu tutuklayamamış , işine ve kendisine ihanet ettiği için de kendisini affedememiş ve intihar etmiştir.
Marius ile Cossette evlenir. Jan Valjean da giderek yaşlanır ve hayata gözlerini yumar.
Kitap dönemin Fransa’sını tüm gerçekliğiyle okuyucunun önüne seriyor. Dönemin sıkıntıları, fakirlerin yaşadığı zorluklar, mahkum olanların cezalarını çektikten sonra nasıl dışlandıklarını, para için insanların neler yapabileceğini, sefaleti en güzel şekilde anlatmış Victor Hugo. Kitaptan çıkarabileceğimiz anafikir bir insan kendi geçimini sağlayabilirse ahlaksızlık, hırsızlık yapmaz kendi namusuyla para kazanır. Geçmişte işlediği bir suçtan dolayı hüküm giymiş birine bir şans daha verilirse örnek bir insan olabilir. Jan Valjean’ın bu dönüşümü kitapta en güzel şekilde anlatılmış.
Bu kitabı dört bölümde inceleyebiliriz;
1- Bölüm: Giriş bölümü. Bu bölümde Jan Valjean, Jevert ve Cossette’in kimler olduğunu öğreniyoruz. Jan Valjean’ın piskopostan aldığı dersi, Cossette’in annesinin neden onu terk etmek zorunda kaldığını, Javert’in işine ne kadar tutkuyla bağlı olduğunu okuyoruz.
2- Bölüm: Jan Valjean’ın Baba Madeleine kimliğiyle nasıl örnek bir insan olduğunu, yaşadığı toplumu ne kadar kalkındırdığını öğreniyoruz. Bu bölümün sonunda Jan Valjean, başka birisinin kendisi sanılıp haksız yere cezalandırılacağı için kimliğini açıklayıp yeniden hapse girer.
3- Bölüm: Jan Valjean hapisten kaçar. Kendisine emanet edilen Cossette’i de alıp kaçak bir hayat sürmeye başlar. Bu bölümde Marius ve Cossette’in aşklarına tanıklık ediyoruz.
4- Bölüm: Bu bölümde cumhuriyetçilerin ihtilali ve o dönemdeki çatışmaların içinde buluyoruz kendimizi. Jevert’in Jan Valjean’ı minnet duygusuyla kurtarmasını ancak kendisine ihanet ettiği için kendini cezalandırmak için intihar edişini, Cossette ve Marius’un evliliğini ve Jan Valjean’ın hayata gözlerini yumuşunu okuyarak bu güzel eseri bitiriyoruz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)